Yaşamım boyunca hep bir hindistancevizinin içinde yaşadım. Özellikle sabahları, traş olmam gerektiğinde, içerisi bana çok küçük, çok karanlık geliyordu. Ama en çok üzüldüğüm şey, dış dünya ile bağlantı kurma olanağımın hiç olmamasıydı. Eğer dış dünyadaki insanlardan biri, hindistancevizime rastlayıp kabuğunu kırarak açmazsa, bütün yaşamımı bu hindistancevizinin içinde geçirmek ve belki de orada ölmek yazgım olacaktı. Sonunda o hindistancevizinin içinde öldüm. Birkaç yıl sonra cevizimi buldular, kabuğunu kırıp açtılar ve beni içerde, küçülmüş, kıvrılıp büzülmüş bir durumda buldular. ‘Ne utanç verici’ dediler. ‘Onu daha önce bulsaydık belki kurtarabilirdik. Onun gibi içerde kapalı kalmış başkaları da vardır belki.’ Sonra çevreyi dolaşıp bulabildikleri hindistancevizlerinin tümünü kırıp açtılar. Ama yararı yoktu bunun. Anlamsızdı. Zaman kaybıydı yalnızca. Bir hindistancevizinin içinde yaşamayı seçen bir kişi için daha bir milyon hindistancevizi vardır. Ama biliyor musunuz, onlara bir meşe palamudu içinde yaşayan bir kayınbiraderim olduğunu söyleyemedim.
Gustavson / Locked In